Kömür ve Baz Yük Masalı

Türkiye’de yeni kömür santralları yapımını desteklemek için kullanılan iddialardan biri de bu santralların, ülkedeki elektrik şebekesinin dengeli çalışması için gerekli baz yükü sağladığı üzerine. Güneş ve rüzgardan elektrik üretiminin kesintili yani güneş ve rüzgarın durumuna göre değişkenlik gösterdiği gerekçesiyle, kömür santralları olmazsa ülkemizdeki elektrik şebekesinin sorun yaşayacağı ve elektrik kesintilerinin gündeme geleceği iddia ediliyor. Bu argümanda özellikle kömür santrallarının baz yük santralları olarak vazgeçilmez olduğu ifade ediliyor.

Elektrik sisteminin düzenli çalışabilmesi için anlık, saatlik, ya da haftalık minimum tüketime baz yük deniliyor. Şebekelerin dengeli çalışabilmesi için yaklaşık %35 ile 40 arasında bir eşdeğer üretimi baz yükü karşılamak için düzenli olarak devrede tutuluyor. Türkiye’de Aralık 2020 itibarıyla kurulu gücün %72.3’ü baz yük olarak kullanılabilecek santrallardan oluşuyor. Bu veride de gördüğünüz gibi, “Kömür santralları baz yük; o yüzden onlar olmazsa elektriksiz kalırız” demek, sadece teknik kelimeleri ve jargonları kullanarak kafa karışıklığı yaratıp bilgi ve gerçeği çarpıtmaktan, yani masal okumaktan öteye geçmiyor.

Elektrik şebekelerinde, sorunsuz çalışabilmesi için sistemin her anında arz ve talebin yani üretim ve tüketimin sürekli olarak dengeli tutulması gerekiyor. Arz ve talep arasındaki herhangi bir sapma, elektrik frekansında sorunların yaşanmasına, şebekenin çökmesi ve tamamen elektriklerin kesilmesi ile sonuçlanabilecek durumlara neden olabilir. Bu yüzden talebin değişkenliğine göre elektrik teminini dengede tutmanız ve bu yüzden de talebi karşılayacak esnekliğe sahip bir elektrik şebekesine sahip olmanız gerekiyor.

Yani istediğiniz anda kolaylıkla aç-kapa yapabilmeniz, işletmeye alıp, devre dışı bırakabileceğiniz bir esneklikten söz ediyoruz. Santralların esneklikleri, başlatma zamanı ve maliyeti, minimum yük seviyesi, rampa hızı, minimum işletme zamanı ve minimum kapatma zamanı üzerinden ölçülüyor.

Bu parametreler üzerinden baktığımızda kömür en esnek elektrik üretim yöntemi değil. Esnekliğini artırmak için yatırım yapmanız gerekiyor ve daha fazla karbondioksit emisyonu ortaya çıkıyor. Örneğin bir hidroelektrik santralı sadece 10 dakika içerisinde devreye girebilirken, kömür santrallarında bu süre 3 ile 9 saat arasında değişiyor.

Ayrıca, Türkiye hem baz yükü karşılamak hem de sistemde esneklik amacıyla kullanılabilecek önemli bir avantaja zaten sahip. Türkiye’nin 2020 Aralık sonu itibariyle kurulu gücü 95.89 GW ve bu sistemin yaklaşık %23.9 GW’lık bir bölümü, kömüre göre daha çok esnek olan hidroelektrik santrallar.

Türkiye’nin arz fazlası veren şebekesinin, termik santralların bir kısmı kapalıyken bile herhangi bir denge sorunu yaşamadığını da görüyoruz. Türkiye yıllardır tükettiğinden daha fazla elektrik üretim kapasitesine sahip ve bu durum anlık üretim için de geçerli. 2002 yılında Dünya Bankası’nın da öngördüğü gibi Türkiye son yıllarda hem yıllık, hem aylık, hem de günlük bazda arz fazlası veriyor. TEİAŞ (Türkiye Elektrik İletim A.Ş) aylık verilerinin de gösterdiği gibi Türkiye 2019 yılının tamamında tükettiğinden fazla elektrik üretti. 2020 yılında da (Aralık ayı hariç) açıklanan verilere göre, aynı şekilde yılın ilk 11 ayında her ay ülkemizde üretim, tüketimden fazla gerçekleşti. Üstelik 2020 yılında ülkemizdeki 5 büyük termik santral filtreleri olmadığı için kapalıydı. Arz fazlası verirken ve şebekede baz yük olarak nitelenebilecek 5 termik santral da devrede değilken, bir sistem sorunu yaşanmıyor. Mevcut durumda Türkiye’de elektrik şebekesinde üretim ve tüketim dengesinin tuttuğu açık. Bu durum, akıllı planlama ve doğru siyasi ve bürokratik kararlarla aynı şekilde devam edebilir.

Türkiye’de enerji alanında bağımsız değerlendirmeler yapan bir düşünce kuruluşu olan SHURA, 2018 yılında Türkiye’de her geçen gün artan rüzgar ve güneş santrallarını da göz önünde bulundurarak iletim şebekesine dair yatırım ve esneklik seçeneklerini inceledi. Bu şebeke entegrasyon çalışması, Türkiye’de yüksek gerilim iletim şebekelerinin 2026’ya kadar, iletim sistemi işletmecisi olan TEİAŞ’ın planladıklarının ötesine geçen yatırımlara gerek duyulmaksızın ve işletimle ilgili güçlükler yaşamaksızın toplam 40 GW’lık rüzgar ve güneş enerjisini entegre edebileceğini kanıtladı.

2020 Aralık sonu itibarıyla Türkiye’de toplam rüzgar ve güneş kurulu gücü 15.5 GW. Sisteme ek yatırım yapmadan ve herhangi bir şebeke sorunu yaşanmadan 25 GW daha temiz enerji kaynağını ekleyebiliriz.

Yani ne baz yük için ne de şebekenin esnekliği için Türkiye’nin kömüre ihtiyacı yok. Sistemde baz yük santralı olarak değerlendirilen 5 termik santral kapalıyken sistemin tıkır tıkır çalışması bile tek başına bu iddianın doğru olmadığını gösteriyor.

 

Başa Dön