Yerli ve Milli Kömür Masalı

Enerji tartışmalarında özellikle kömür santrallarının kurulması gerektiğini savunanlar sıklıkla kömürün yerli ve enerji bağımsızlığı için önemli bir kaynak olduğu iddiasında bulunuyorlar. Ancak mevcut kömürlü santrallarla ilgili basit istatistikler bile bu iddianın gerçek dışı olduğunu gözler önüne seriyor.

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı olduğu ve bu durumun Türkiye ekonomisi için önemli sorunlara yol açtığı ve cari açığın önemli bir bölümünün enerji için yapılan ödemelerden kaynaklandığı herkesin malumu. KPMG’nin yeni yayımladığı enerji sektör raporunda da ortaya konulduğu gibi dışa bağımlılık oranı oldukça yüksek olan elektrik piyasası ülke ekonomisi için önemli riskleri beraberinde getiriyor.

Makina Mühendisleri Odası’nın (MMO) yayımladığı çalışmaların da ortaya koyduğu gibi, enerji arzı içinde yerli kaynakların payı %31 olup, tüketimin %69’u ithalata dayanıyor. Bu dışa bağımlılığın yarattığı cari açık ve ortaya koyduğu ekonomik riskler enerji arzında yerli kaynakların artırılması gerekliliğini de gözler önüne seriyor. Var olan enerji kaynaklarının verimli bir şekilde ekonomiye kazandırılması hem arz güvenirliliğinin hem de dış ticaret açığının azaltılması açısından büyük önem taşıyor.

Ancak, iddia edilenin aksine, kömür Türkiye’de dışa bağımlılığın çözümünden çok sorunun parçası. Bu kirli enerji kaynağı Türkiye’nin enerji ithalatında önemli bir paya sahip ve sürekli olarak cari açığa katkı sunuyor. TÜİK verilerine göre Türkiye 2019 yılında 72 milyon 112 bin 60 ton taş kömürü ve 1 milyon 277 bin 184 ton taş kömürü koku ithal etti. 2020 yılının ilk 11 ayında da aynı şekilde milyon tonlarca kömür ithal etmeye devam etti. İthalat rakamları, ilk 11 ayda 70 milyon 868 bin 890 ton taş kömürü ve 1 milyon 162 bin 18 ton taş kömürü kokunu yurtdışı kaynaklardan temin ettiğimizi gözler önüne seriyor. Aynı şekilde TÜİK rakamları, Türkiye’de 2000 yılından beri düzenli olarak kömür ithalatının artarak devam ettiğini gösteriyor. Buna karşılık “yerli kömür” söyleminin sıklıkla kullanıldığı ülkemizde taş kömürü üretimi 2019 yılında sadece 2 milyon 430 bin 28 ton, 2020’nin ilk 11 ayında ise 1 milyon 941 bin 996 ton olarak gerçekleşti.

Yine TÜİK verileri, Türkiye’de toplam tüketilen taş kömürünün büyük çoğunluğunun elektrik üretiminde kullanıldığını gösteriyor. Bu durum bile, elektrik üretiminde kömür tartışılırken ilk önce ülkemizdeki kömür ithalatı sorununu masaya yatırmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de yaklaşık 9 GW’lık ithal taş kömürü santralı bulunuyor, bu santrallar kurulu gücün %7,2’sini oluştursa da, 2020 yılında ülkemizde üretilen elektriğin yaklaşık %22’sini bu santrallardan temin ettik. Sonuç olarak kömür, elektrikte dışa bağımlılığımıza doğalgaz ile beraber neden olan iki ana kaynaktan biri.

“Linyit Yanmaz, Yakar!”

“Var olan tüm kömürü yine de kullanmalıyız” diye bir argüman savunmanın da bir anlamı yok çünkü, Türkiye kömür rezervleri açısından zengin bir ülke değil. “Küresel kömür rezervinin %90’ını elinde bulunduran dokuz ülke arasında yer almayan Türkiye, toplam linyit rezervinin %3,2’sine ev sahipliği yapıyor ve toplam kömür rezervinin %93’ü linyitten oluşuyor.

Üstelik ülkemizin kömürünün önemli bir kalite sorunu var. Bunu kömür santrallarına karşı olanlar değil, bizzat ülkemizde kömür üretiminden sorumlu olan Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) söylüyor. 2019 Kömür Sektör Raporu’nda, Türkiye’deki kömürün çevre mevzuatına uygun olmadığını da itiraf eden TKİ, kömürünün düşük kaliteli olduğunu her yıl yayımladığı sektör raporlarında tekrar tekrar ifade ediyor. Haksız da değil, keza ülkemizdeki linyit rezervlerinin %55’i MTA verilerine göre yakıldığında kilogram başına sadece 1000 ile 1500 kilo kalori enerji veriyor. Bir karşılaştırma yapmak adına şu örneği verebiliriz: Piyasa koşulları ile mücadele edemeyen kömür santrallarına sahip olan ve tüm kömürlü termik santrallarını kapatma kararı alan Almanya’daki linyitin en kalitesizi kg başına 7800 kilo kalori değere sahip.

Mangal yapmak için bile kullanmadığımız, yanması bile mucize olan bu kadar kalitesiz kömürü, tüm dünya kömürden kaçarken, kömürlü termik santrallara sıklıkla teşvik vermek zorunda kalan bir ülkede ekonomiye kazandırmanın hiçbir ekonomik faydasının olmayacağı çok aşikar.

Üstelik, yerli kömür diye diye ülkenin kömürden dolayı dışa bağımlılığını da artırmaya devam ediyoruz. Her yıl daha fazla kömür ithal ediyoruz, neredeyse her yıl yeni bir ithal kömür santralı projesini hayata geçiriyoruz. 2006’da sadece 2 GW olan ithal kömürlü santrallarımız, 14 yılda 4.5 kat arttı ve 9GW seviyesine ulaştı. Bu süreçte yerli kömür ise sadece 8 GW’tan 10GW’a çıktı.

Türkiye kömür zengini değil, var olan kalitesiz kömürü ekonomiye kazandırmak adına atıldığı söylenen adımlar kömürde dışa bağımlılığımızı artırıyor. Ortada yerli kömürden ziyade bir “yerli kömür masalı” var ve son 15 yılda durmadan anlatılan bu masal bize daha fazla ithal kömür santralı ve daha büyük cari açık olarak geri dönüyor.

Başa Dön